Futbolun Sürdürülebilirliği ve Ekonomik Çıkmaz
Futbol, hem ülkemizde hem de dünyada sadece bir spor dalı olmaktan çıkıp devasa bir futbol endüstrisi ve ekonomi modeline dönüşmüş durumda. Ancak Türkiye özelinde tabloyu incelediğimizde, kulüplerimizin son 15 yıldır finansal açıdan can çekiştiğini görüyoruz. Yanlış harcama politikaları ve hatalı sportif kararlar, Türk futbolunu ekonomik bir darboğaza sürüklemektedir.
Türk Futbolunda Yönetimsel Hatalar ve Borç Batağı
Bir futbol kulübünün hayatta kalabilmesi, kadro mühendisliği ve doğru finansal yapılanma ile mümkündür. Ancak son yıllarda Türk kulüplerinin adeta organize bir şekilde iflasa sürüklendiğine şahit oluyoruz. Bu çöküşün temel nedenleri şunlardır:
Hatalı Transfer Politikaları: Kariyerinin sonuna gelmiş, emekliliğini bekleyen yaşlı oyunculara yüksek maaşlar ödenmesi.
Menajer Etkisi: Kulübün ihtiyaçlarına göre değil, menajer ilişkilerine göre yapılan, sporla alakası olmayan transferler.
Hukuki Yük: Ödenemeyen maaşlar yüzünden FIFA ve UEFA nezdinde açılan davalar.
Bu vizyonsuzluk, kulüplerin gırtlağına kadar borca batmasına neden olmuştur.
Kurtuluş Reçetesi: Scouting Nedir ve Neden Gereklidir?
Ekonomik sürdürülebilirlik için en kritik departman scouting (oyuncu izleme) birimidir. Scouting; bir kulübün mali ve sportif kriterlerine uygun oyuncuyu tespit edip kulübe kazandıran sistemin adıdır.
Türkiye'de iyi niyetli girişimler olsa da tam anlamıyla bir "sistem ülkesi" olduğumuz söylenemez. Oysa Belçika, Hollanda ve Portekiz ligleri incelendiğinde farklı bir model görürüz. Bu ülkelerdeki takımlar:
Yüksek maliyetli yıldızlar yerine, aç ve potansiyelli genç oyuncuları tercih eder.
Özkaynak (altyapı) sistemlerinden sıfır maliyetle oyuncu yetiştirir.
Parlattıkları oyuncuları Avrupa'nın devlerine satarak "futbolcu fabrikası" işlevi görürler.
Elde edilen gelirler ise yine tesislere ve genç oyuncu gelişimine harcanarak sürdürülebilir bir döngü sağlanır.
Türkiye'deki Kısır Döngü: Başarı mı, İflas mı?
Ülkemizde scouting ve altyapı hamlelerinin başarısız olmasının temel sebebi, sabırsızlık ve plansızlıktır. Özellikle alt ligden Süper Lig'e çıkan takımlarda sıkça gördüğümüz "iflas döngüsü" şu şekilde işler:
Takımı üst lige çıkaran teknik direktörün görevine son verilir.
Gelecek vadeden, maliyeti düşük oyuncular takımdan gönderilir.
Taraftarın gözünü boyamak adına, kulüp bütçesini aşan yaşlı ve maliyetli isimler transfer edilir.
Bu strateji kulüpleri maksimum birkaç yıl ayakta tutabilir. Sonrasında ise kaçınılmaz son olan borç batağı ve küme düşme gelir.
Sonuç: Yabancı Sermaye ve Göztepe Örneği
Sistemli bir yapıya geçiş yapmak zaman alsa da, istikrarın meyveleri uzun vadede toplanacaktır. Kulüplerimiz yüksek maliyetli "günü kurtarma" politikasında ısrar ederse, en büyük camialar dahi iflas bayrağını çekmek veya yabancı sermayeye satılmak zorunda kalacaktır.
Bu noktada Göztepe Spor Kulübü dikkat çekici bir örnektir. Yabancı sermayeye (Sport Republic) satılan kulübün, şu an Türkiye'nin en sistemli ve istikrarlı yapılarından biri haline gelmesi, mevcut yerli yönetim modellerinin başarısızlığını gözler önüne seren çarpıcı bir durumdur.
Yazar: Vahdet Efe Sayın

Yorum Yap