Futbolu Kaybettik, Skor Tabelasını Kazandık: Türkiye’de Futbolun Çöküşü
Hepinize merhaba sayın okurlar, ben Ali Arda Filorinalı.
Bu hafta, Türk futbolunun kanayan yarasına parmak basan, skordan ziyade oyunu sorgulayan bir analizle beraberiz. Sahi, biz gerçekten futbolu mu seviyoruz yoksa sadece kazanmanın verdiği o haklılık hazzını mı?
Skor Tabelası Her Şey mi? Türkiye’de Futbol Kültürü
Türkiye’de futbol artık bir oyun değil, bir sonuç muhasebesi. Topun nasıl oynandığı, sahada nasıl bir strateji inşa edildiği kimsenin umurunda değil. Tek bir soru var: “Kaç kaç bitti?”
Eğer takımın kazandıysa vizyonersin, kaybettiysen vasat. Bu denklemde "gelişim" veya "süreç" kavramlarına yer yok.
"Akıllı Futbol" mu, "Ruhsuz Oyun" mu?
Bugün Süper Lig’de bir takım %30 topa sahip olup, şans eseri 1-0 kazandığında manşetler hazır:
"Büyük takım refleksi"
"Doğru taktik"
"Akıllı futbol"
Ancak aynı takım, bir hafta sonra birebir aynı oyunu oynayıp direkten dönen bir top yüzünden kaybettiğinde manşet anında evrilir: “Ruhsuz”, “Plansız”, “Hoca istifa!” İşte asıl problem burada başlıyor; biz futbolu bir oyun olarak değil, bir haklılık aracı olarak izliyoruz.
Teknik Direktör Değil, Günah Keçisi Arıyoruz
Türkiye’de teknik direktörlük, muhtemelen dünyanın en güvensiz mesleği. Modern futbol dünyasında sistemler, geçiş oyunları ve uzun vadeli projeler konuşulurken; bizde her şey pamuk ipliğine bağlı.
Genç oyuncu oynatılsa: "Büyük risk alıyor, maceraya gerek yok."
Tecrübeli oyuncu oynatılsa: "Gençlerin önünü kapatıyor."
Yabancı tercihi: "Yerli futbolcuyu bitirdi."
Yerli tercihi: "Kadro kalitesi yetersiz."
Kimse "Bu oyuncu bu sistemde ne görev üstleniyor?" diye sormuyor. Çünkü sistemi analiz etmek zahmetli, tribünden bağırmak ise çok kolay.
Tribünlerin ve Sosyal Medyanın Baskısı
Tribünler artık takımı iten o "12. adam" gücünü kaybetti; artık sadece bir baskı unsuru. Maçın henüz 15. dakikasında kendi oyuncusunu yuhalayan bir kitlenin, o oyuncudan mucize beklemesi trajikomik bir çelişki. Unutmamak gerekir ki; hata yapma lüksünün olmadığı bir yerde yaratıcılık doğmaz.
Futbolu 9 saniyelik kliplerle izliyoruz
Sosyal medya, futbolun yeni VAR odası haline geldi. Artık sadece hakem kararları değil; bir pas hatası, bir mimik, hatta bir röportaj cümlesi bile linç sebebi. Futbolu 90 dakika değil, 9 saniyelik sosyal medya videolarıyla tüketiyoruz. Bu kadar yüzeysel bir takipçilikle derinlemesine bir futbol analizi beklemek ise hayalden öteye geçemiyor.
Asıl Soru: Futbolu mu Seviyoruz, Haklı Çıkmayı mı?
Futbol sadece galibiyetten ibaret değildir. İçinde kaybetmeyi, beklemeyi, sabretmeyi ve en önemlisi gelişmeyi barındırır. Bu gerçekleri kabul edemediğimiz sürece:
Oyun kalitemiz asla artmayacak.
Altyapı projeleri hep kağıt üstünde kalacak.
Avrupa kupalarında neden başarılı olamadığımızı sorgulamaya devam edeceğiz.
Belki de sorun taktiklerde veya kondisyonda değil; bizzat futbola bakış açımızda. Ve emin olun bu zihniyet, skor tabelasındaki yenilgilerden çok daha ağır bir tablo oluşturuyor.

Başarılı içerik🤩
YanıtlaSil